tom waits etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tom waits etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2011 Çarşamba

Liberal Ruhlar

Şöyle kısa bir şey yazayım dedim, peşinen söylüyorum yok Fight Club'mış yok şeymiş, anlamam. Altta anlamını yazacağım.

-

Gökyüzü, gözlerinin durgunluğu sayesinde durgun olmuştu. Kendini çirkin görmesi bütün insanları çirkin yaptığı gibi, kendisini bir topluluğa adaması da yine kendi yalnızlığına düşman oluşundan kaynaklanıyordu. Yalnız olmak neydi ki? Sosyal olmamak, asosyallik. Ona tavsiye edilen bir çok filozof yalnızlığın önemini vurgulamıştı. Dahiler yalnız olur derlerdi. Asosyallik, yalnızlık; aslında insanın kendisini tanıması, gerçeklere, düşünceye daha çok vakit ayırmasından kaynaklanmıştır. Bazı durumlarda asosyalliğin veya yalnızlığın sonu aşırı sosyalliktir. Özellikle gerçeklerle uğraşan insanlar için. Gerçek ortaktır, değişmez, bir şeyin zıttı laf edilmesi durumunda; gerçeği yalanlama durumunda gerçeğe etki etmez. Gerçekçi, gerçeğini eninde sonunda paylaşmak isteyecektir. Hatta tasavvufta sırrını paylaşmak isteyen, Allah'a çekilen evliya; sırrını öğretmek isteyen, Peygamberin yolundan gitmek isteyen öğretmen'dir. Bu onu ilgilendirmezdi gerçi, tasavvufa ya da felsefeye pek bir ilgisi yoktu. Felsefe gerçekliğe giden yol değil, gerçekliği eleştiren bir şeydi. İsmi ona birbirine karışmış lastikleri andırıyordu. Binlerce düşünceye verilecek binlerce cevap, gerçekçiler adına mükemmel denecek kadar zevkliydi. Ancak tepeden bocalama tabağa bırakılmış dev bir jöleyle uğraşası yoktu onun. Gerçekliğe de gitmeye niyeti yoktu. Hem sonu ölüme giden bir gerçekle yaşıyordu, gerçek en hızlı trenle geliyordu, uğraşmak niye ki? Ceketinin iç cebinden sigarasını ve çakmağını çıkarttı. Sigaranın kapağını sanki etrafta kameraların izlediği bir başrolmüşcesine açtı. Sigarasını gayet nazikçe aldı, ağzına tutarken sigarayı; sigarayı yakmasına sebep olacak hiç bir neden yoktu. İnsanlar yaklaşır ve karışırlar, sonra tekrar ayrılırken sigara yakarlar. O karışmadan zarar aldığını düşünürler, aksine anlatacak bir şeyler elde ederler. Ya da cebe çata pata dolduracak dertler. Bir şey yapmaya ya da yapmamaya bahane. Çakmağı yaktı, sigarasını tüttürdü. Bulunduğu dar sokağın yanından geçip gidecek bir yolcu görünce, peşine takıldı. Bir yandan sigarasını tüttürüyor, bir yandan yolcunun arkasından gidiyordu. Yolcunun soluna geçti, elini yolcunun omzuna vurdu. Görür görmez onun ki kadar çirkin bir yüzü olduğunu anladı. Gözleri çekik, kaşları inceydi. Genişe yakın bir suratı vardı, esmerdi. Solaryuma gitmişti. "Bak dostum." dedi. "Bahanen var. Acıkırsın yemek yersin, yemek yemek için para isterler, çalışırsın. Şehvetlisin, sevgili edinirsin, sevgilin beğensin diye solaryuma gidersin. Yaptığın, yapacağın her şey için bahanen var. Bunların gerçekleri de değiştirdiği yok. Sonunda yüz yüze geleceksin zaten. O yüzden buna da bahanen var. Her bir boka bahanen var." Yolcu, hızlanıyordu. Kaçmaya çalışıyordu Ondan. O, yolcunun önüne geçmesine izin verdi, sonra saçına yapışıverdi. Yolcunun kafasını geriye çekti. Yolcunun poşetleri vardı, yere düştü. Düşen poşetlerin içinden birayı buldu aldı. "Çeviraç." Birayı açtı. Yolcuya "Ağzını aç!" dedi. Yolcu ağzını açtı, bocalama döktü birayı yolcunun garına. Bitirince birayı yolcu, kafasına patlattı bira şişesini. "Acıdı." diye mırıldandı. Bir sigara yaktı. Derdine içti. Düzelebileceği umudunu cebine tıka basa doldurdu. Acı bozukluklarını yolcunun üstüne bıraktı. Ve dar sokağına geçti.

-

O, aslında bildiği şeyleri kendisine tekrar ederek kendinden kurtulmaya çalışan birisi. İnsan yaratılırken bedeninin içine cep dikilmiş. Ruh bölümünün bitişiğine. Bu ceplere istediği şeyi dolduruyor. Ya dünyadan para koyuyor, ya hayal. Koyduğu planları çarpıştığı zaman birisine ödeyebiliyor. Karşısındaki kişi de ona bozukluklarını veriyor. Bozuklukları sohbetlerde karşısındakine veriyor. Karşısındaki bunu sır olarak cebine koyuyor. Umutların gerçekleşmediği durumda iç cebindeki umudun değeri düştüğünden, cebe dert olarak koyuyor. Ama bazen ki dert olan umudun hisseleri yükseldiğinde, eve saklıyor. Gerçekleştiği önemli.
O'nun da umudu bildiği şeyleri kendisi gibilere söylemek. Kendine olan nefretinden dolayı amacını onlara yükleyerek "öğretmenlik yaptığını" sansa da aslında gerçekleri söylemeden fark etmelerini istediği için bir o kadar da yalnız. Asosyallik ile olan alakasını da böylece anlatmış olduk.

9 Ocak 2011 Pazar

Giriş / Hikaye

selam, bu siteyi oluşturma sebebim; yazdığım hikayeleri, şiirleri paylaşmak. bazen de eleştirilerimi uzun uzun yazmak. kafam nereye eserse. aşağı da paylaşacağım hikaye benim ilk hikayem. mekânı anlatmamışım fazla, hani barın arka kapısı, barın yanındaki ara sokak olan yerler vardır ya. öyle bir yerde arka kapısının yanında artık şişelerin yanında palyaço. palyaço tom waits olsa çok güzel olur. arkadaki müzik ol' '55 olsa mükemmel olur. kadınlara sevmediğiniz ama seksi bulduklarınızı ekleyin, aslan terbiyecisi sevmediğiniz iri adam. çöp toplayıcısı bey de sinirinin bulunduğu, ama söyleyemediğin, sana iyi davranan ama aslında gölgelenen. freud'umsu bir tavırla sizin sinirlerinizi alabilir, belki. emin değilim.

~~


Eline ilk sigarasını alıp müzik dinlediği zaman 16 yaşındaydı. Kâğıdın içine hapsolmuş bir tütünü içine çekerek hayal kuruyordu. Kesinlikle tatmin edici bir şey değildi bu. 2 seneden beri aynı şeyleri yapıyordu. Yine saat gece 2 gibi elinde sigarası kafasında büyük babasından kalan şapkasıyla; barın arka kapısına sırtını yaslamış; orada çalan zengin müziklerini dinliyordu. Her sigarasından nefes alışında kemana, piyanoya dokunuyordu. Sigarası yavaş yavaş bitiyordu. Her zamanki gibi son nefesi çekmedi sigarayı boynunda söndürdü. Ruhu bedeninden çıkarak barın içerisine girdi. Pahalı kadınlara dokundu. Zengin züppeleri dövdü. Tadı güzel içkileri içti. Güzel kokulu sigaralarından nefes çekerken; kendini yine dayak yerken buldu. Bir sirkte hissetmişti kendini. Dövülürken oyuncular farklı sahne aynıydı. Bir takım insanlar gülüyor ve aslan terbiyecisi; bezmiş palyaçoyu dövüyordu. Saçma mutluluk vardı palyaçonun üzerinde. Gözlerinde yaş içinde mutluluk. Senkronize olamamıştı bedeniyle asla. Onu üzen aslında güzel kadınların onun dayak yemesini izlemesi değil ona bakıp acıyan insanların ona yardım etmemesiydi. Güzel silikonlu kadınlar her zaman gelir aynı fiyatta sevişir ve giderlerdi. O dostlar az gelirdi. Büyük terbiyeciden korkarak kaçan evcilleştirilmiş aslanlardan farkları yoktu adeta. Yeterince dayağı yedikten sonra fahişeler gitti terbiyeci kulisine çekildi. Bakıcı geldi, palyaçoyu kaldırmaya çalıştı, yine beceremedi;

-Gazete mi muz kabukları mı?
-Ne?
-Bugün ki yorganın ne olsun evlat?
-Bulutlar olsun isterdim, ancak onlarda yalnız bırakmışlar beni. Beni zehirlemek için sıktıkları kokular olsun yorganım. Ruhum tekrar çıkar o zaman yukarı ve daha fazla oynaşırım piyanomla.
-Bu felsefi konuşman bir yere varacak mı evlat?
-Hayır.. Yoktum ben zaten.. Senin için bir şey etmiyorum. Sen eve gidip karınla sevişemeyecek ardından ucuz bir fahişeye giderek stresini atarak eve gideceksin masum maskeni takarak çocuklarının başını okşayıp yanağını öpeceksin onları uyurken sevsen bile uyanık olmalarını dileyeceksin gizli kahramanlığın görünsün isteyeceksin.. Hayır.. Sen de benim için bir şey etmiyorsun.. Sana nasıl laf çaktığımı düşünerek son dal sigaramı içeceğim. Ardından yoldan geçen kadınlara sataşacağım polis gelecek beni döverek sıcak hapishanesine alacak.. Hayır.. Bu konuşmam ikimiz içinde önemsiz boşuna yoruyorum ağzımı. Siktir git!
-*Kısık sesle* .ros. çocuğu…